18 Ekim 2007 Perşembe

BENCİLİK

BENCİLİK


BEN İÇİMDE,
BİZ SADECE BENİM ÇEVREMDE.
BAŞKA BENLER,
BAŞKA BİZLER.
ONLARI ANLAMAK NE GEREK.
TANIMAK BİLE İŞİN LÜKSÜNE GİTMEK.

Ahmet C. ÇelebilerAralık 2005

4 Eylül 2007 Salı

RİSKOLOGY

RISKOLOGY

I am not very sure I have a riskology degree.
If I have one, could it be a PhD?
Or did I drop out of highschool?
Not even having learned the probabilities of pool.

I do not remember when to riskology school I applied.
I must have been young enough to have nappies tied.
Maybe the application form was not filled properly.
Or the essay was not very scholarly.

I took risks I shouldn't.
I am sure many of which, you wouldn't.
But the ones I did not take,
Would have made life a piece of cake.

I wonder if the science of riskology,
Like apialogy or humanology,
Is a subject for an advanced degree
In an alternate universe where the dominant form is the bee?

Ahmet C. Celebiler 09/08/2005

31 Ağustos 2007 Cuma

olmamış gezilerden

AND DAĞLARI

And dağlarında yaşarım ara sıra, yıllardır. Nasıl gidilir, dönülür, pek bilmem. Dağ tepelerinde kocaman taşlardan oluşan yıkıntılar bazen eski hallerine dönerler tapınak, tapınak veya piramit, kurban edilen bakirelerin çığlık atamadığı müphem resimlerde.

Eskiler dökülen kanları içmezlermiş, tanrıların, toprağın hakkı olduğu için. Yenilerden ise, direkt dağ uçuşlu uçak yolcuları daha başka düşüncelerde olmuşlar, belki de eskiden eskide yaşayan bir kabile gibi keşfedilene kadar.

Sadece harabe ve bakire değil anılarımı süsleyen. O kadar yükseğe çıktığımda, yükseklik korkumu yenmek için gökyüzüne yatıp tepemdeki dağ, orman ve ırmakları seyrettiğimi de hatırlıyorum.


Ahmet C. Çelebiler
2006

28 Ağustos 2007 Salı

sienna

SIENNA


Eski şehrin dışlarında bir yere park edip, fersahlarla yürüyüp, kendimizi okuduğumuz bir turist kitabının ilk defa bu kadar içinde bulduk. Kuru, kuru, tatsız yazılarda değil, renkli, bol renkli resimlerin içinde.

Taraf tutarmış gibi olmamak için farklı yarışmacıların renkli eşarplarından aldık, galiba şapka ve kaşkoller de. Birkaç fersah da, çamaşırların festival şerefine yerlerini bayrak ve flamalara bıraktığı orta çağ sokaklarında yürüdük; atlarla, şaklabanlarla, amigolarla, davul ve muzikalarla.

‘Eskiden de bu kadar çok insan olur muymuş 16 Ağustoslarda?’ ‘Olursa da, bu küçücük büyük meydana nasıl sığarlarmış?

Bizi en çok düşündüren, flamalar kadar renkli , orta çağlar kadar bunaltıcı, tozlu, bol bol turistli sokaklara bakan loş avlulu, dap daracık evlerde oturan insanların yaşamları oldu.

Gürültü, patırtı bitip de kuru havalarda çamaşırların tekrar bayrakların yerini aldığında, güneş ışıklarının erişebilme çabalarından vazgeçtiği, ve sonra da yağmurlu, yağmurlu sonbahar - kışlarda o mum ışığı ampullerin aydınlatamadığı evlerde ıslak palto kokusu ile başka kim bilir ne kokular karışır, kaç ay boyunca?

Coşku ve heyecanın yerini yorgunluk ve depresyona bıraktığı süreci hatırlamak zor. ‘Muhakkak açlıktan huysuzlaştı çocuklar,’ gibi tipik bencil ve empatisiz mantık yanlışları yaparak fersahları arabaya doğru geri teptik.

Galiba yaşamanın cazip olmadığı, hatta korkutucu geldiği yerleşim yerlerini gezmek etikal gelmiyor Eser ve bendeki bizlere.

Ahmet C. Çelebiler

2006

New Blog 1

The first part of our trip, 17,18,19,20 August, 2007 will be on our blog on Wednesday, Aug. 29: EserAhmetcelebilerBlackseatrip. It will cover Hopa-Batumi-Camili

26 Ağustos 2007 Pazar

Son seyahat

17 Ağustosda Hopa, Batum, Borçka, Camili Köyü, Artvin, Şavşat, Ardahan, Kars ve Ani, Doğu Beyazıt ve İshak Paşa Sarayı , Altıparmak (Barhal), İspir yaptık. Barhal'da arabanın üstüne kavak ağacı devrilince yolculuğu kısa kesip 25 Ağustosda Trabzondan uçakla dönmek zorunda kaldık. Bu yolculuğun hikayelerini, Eser'in fotoları ile başka bir blogda yayınlayacağız.

We left for directions North East of Turkey, including a short excursion into Georgia (Batumi)
on August 17, 2007, and would still have been there if a large poplar had not fallen on our car after becoming uprooted in a short freak storm, at Barhal village where the same storm also cut off electricity for the evening and the night. My wife, Eser, and I will publish her photographs and my impressionistic observations in another blog.

11 Ağustos 2007 Cumartesi

DUBIOSITY OF CHASMIC PREPONDERANCE




thoughts eons old

but time is

instinct is

and one stops

on the brink






Ahmet C. Celebiler

November, 2006
A HEART WARMING SECRET VIEW OF A TWISTED FAMILY IN THEIR NATURAL HABITAT, TELEPATHICALLY RECORDED FROM THE ONLY FAMILY MEMBER OF ANY SIGNIFICANCE, JUST AFTER A TYPICAL ROW, AND PRESENTED HERE AS EVIDENCE OF THE HUMANITY OF THE SUBJECTS (INTERSPERSED WITH COMMENTS BY THE RECORDER,) AS OPPOSED TO THE SOCIAL-ANTHROPOLOGICAL ASSESSMENT GIVEN BY THE PROSECUTION.



‘What matters is that it neither matters, nor, matters not. Today, a decision was made to ignore all matters, and mutterings related thereoff.’

(It was not very original or ground-breaking, this decision. Rather, it was similar to a commitment to monkish hibernation, or maybe to the indolence of the experienced procrastinator.) “Naturally, these likenings were self –invented and not significant when viewed from objective perspectives.” Editor’s note on the recorder’s comment.*

‘Neither the musings nor the solid bare feet sounds of the many stones wandering around the house are being noticed by my wife and children. I sagely twitch my face muscles also, to no avail. Oh, the ignominy of being ignored in one’s own home and by the manipulator and fruit of these so very fleshy loins!

It is so difficult, under these circumstances, to act or feel as one’s club swinging/tree swinging forefathers. Also one cannot establish a reputable dynasty in view of all the disrespect which has been permeating the paint of the walls of this house for so long.

Maybe I should have it repainted, or, better still, wall-papered; all the while forcing the perpetrators of this silent derision to stand with their backs to the wall. This shall be their punishment. Not being painted or wall-papered, but seeing the ugly mold of their formerly comely bodies, as they walk away to wash the paint or pieces of wall-paper clinging to their selves which have now been totally drained of the slights and the snubs they had gathered for future use.

*All of this paragraph should have been presented as two footnotes. The pretentious note of the recorder in parenthesis above could also have been deleted.

Now, their inattention and neglect will be focused on their own mold gathering images in the wall and I shall be free to, once again, preen and strut under their, once more, loving, laughing gaze.’

Ahmet Celebiler 28 June, 2006