En eskiler, tanrı olmayanlar bile, tanrıların boş, vakur, anlamsız bakışlarını çalmışlar.
Sonra, sefalet, ölüm, acıları üstlenen İsalar ve çarmıha gerilmesi için büyüttüğü çocuğu hareketsiz, mutsuz kucağında tutan Madonna. vebaya ve sefalete isyan ve Bosch ve sağlam basan Flemişler.
Hep devam eden ve edecek bir dolu geçim aracı portreler, yenileri modern kılıklı eskiler, en eskileri ise sadece oraları, buraları kırılmış çok eskiler.
O günlerin iki boyutluları hala iki, sahnelenen üç boyutluları ise boyutları sanal ağlarda kaybolmak üzere olan çevre dostu ortamlarda.
Fabrika görmediğinden (görmek istemediğinden,) rustik takılanlar yerlerini dünya savaşı öncesi, belli belirsiz, şeffaf ve pastel insanlar ve manzaralara bırakırken her iki grup da o insan ve manzaraların savaş gerçeğinde nasıl değişeceklerini tahayyül edemediler.
O gün, bugün ise mutsuz, köşeli, akan, kokan, kendinden ve herşeyden uzaklaşan, işkence ve ızdırap çekenler ve beşyüzyıl öncesinin İtalyan ve İngiliz ile ikiyüzyıl öncesinin Fransız sahne kahramanları ve pürahengi renk ve çizgiler birbirleriyle hiç mi hiç anlaşamadan duvarları, ekranları, meydanları paylaştılar. Aralardaki tek tük naifler, günümüzün, değer ve düşüncelerden arıtılmış organik ve inorganik mekanlarını minimize edenlere öncülük yaptılar.
Sadede gelince, Sanat, ya ‘sanat içindir’, ya ‘halk içindir’, ya da ‘parasını verenler içindir’. Hatta, hepsi de olabilir veya hiçbiri de olmayabilir. İsterseniz sorun Leonardo’ya, Gaudi’ye filan; yaşayan veya yaşamayan hepsine. Cevaplarının ne olduğu ne fark eder.
Ahmet C. Çelebiler
Şubat, 2007
düşler ve görüşler şiirler, düz ve eğri yazılar, ingilizce-türkçe ukalalıklar, seyahat algılamaları karmaşası. a messy mixture of memorabilia: poetry, poetic prose, fiction, fictionesque travel notes, and such.
Wednesday, June 4, 2008
Friday, April 11, 2008
Tasarım Ödülü
KARAFATMA ÇELİŞKİSİ
(KAFKA’NIN TÜRKÇEYE TERCÜME SORUNU)
Uyandıklarında kendilerini karafatmaya dönmüş bulanların daha önceki gün, ay ve yıllarda da kara fatma olarak dolanmışlıkları ihtimali gerçek hayatta, edebi eserlere göre çok daha yüksektir.
Karafatmalar karalıklarını da fatmalıklarını da, hatta bu iki kelimenin birleştirilip kullanılmasının oluşturduğu kültürel çelişkileri de algılamazlar. Kara’yı renk, Fatma’yı tamlama eki sananların hiç biri bu varsayımlarını kendileriyle de başkaları ile de paylaşmazlar.
Bu tür kafalarda ‘Demokrasi’ vardır, ama seçim yoktur. Ne ‘çoğunluk’ ne de ‘azınlık’ nosyonları olmadan kendi kendine, kendi bildiğine ve bilmediğine uygulanan diktatörlük, arada bir, sık-sık, dışarı taşar. Karafatma çelişkisini yaşatır, çevresindekilere de, o kafalardan çok uzaklarda olduğunu sanan sizlere, bizlere de.
Ahmet C Çelebiler
Mart, 2008
(KAFKA’NIN TÜRKÇEYE TERCÜME SORUNU)
Uyandıklarında kendilerini karafatmaya dönmüş bulanların daha önceki gün, ay ve yıllarda da kara fatma olarak dolanmışlıkları ihtimali gerçek hayatta, edebi eserlere göre çok daha yüksektir.
Karafatmalar karalıklarını da fatmalıklarını da, hatta bu iki kelimenin birleştirilip kullanılmasının oluşturduğu kültürel çelişkileri de algılamazlar. Kara’yı renk, Fatma’yı tamlama eki sananların hiç biri bu varsayımlarını kendileriyle de başkaları ile de paylaşmazlar.
Bu tür kafalarda ‘Demokrasi’ vardır, ama seçim yoktur. Ne ‘çoğunluk’ ne de ‘azınlık’ nosyonları olmadan kendi kendine, kendi bildiğine ve bilmediğine uygulanan diktatörlük, arada bir, sık-sık, dışarı taşar. Karafatma çelişkisini yaşatır, çevresindekilere de, o kafalardan çok uzaklarda olduğunu sanan sizlere, bizlere de.
Ahmet C Çelebiler
Mart, 2008
Thursday, October 18, 2007
BENCİLİK
BENCİLİK
BEN İÇİMDE,
BİZ SADECE BENİM ÇEVREMDE.
BAŞKA BENLER,
BAŞKA BİZLER.
ONLARI ANLAMAK NE GEREK.
TANIMAK BİLE İŞİN LÜKSÜNE GİTMEK.
Ahmet C. ÇelebilerAralık 2005
BEN İÇİMDE,
BİZ SADECE BENİM ÇEVREMDE.
BAŞKA BENLER,
BAŞKA BİZLER.
ONLARI ANLAMAK NE GEREK.
TANIMAK BİLE İŞİN LÜKSÜNE GİTMEK.
Ahmet C. ÇelebilerAralık 2005
Tuesday, September 4, 2007
RİSKOLOGY
RISKOLOGY
I am not very sure I have a riskology degree.
If I have one, could it be a PhD?
Or did I drop out of highschool?
Not even having learned the probabilities of pool.
I do not remember when to riskology school I applied.
I must have been young enough to have nappies tied.
Maybe the application form was not filled properly.
Or the essay was not very scholarly.
I took risks I shouldn't.
I am sure many of which, you wouldn't.
But the ones I did not take,
Would have made life a piece of cake.
I wonder if the science of riskology,
Like apialogy or humanology,
Is a subject for an advanced degree
In an alternate universe where the dominant form is the bee?
Ahmet C. Celebiler 09/08/2005
I am not very sure I have a riskology degree.
If I have one, could it be a PhD?
Or did I drop out of highschool?
Not even having learned the probabilities of pool.
I do not remember when to riskology school I applied.
I must have been young enough to have nappies tied.
Maybe the application form was not filled properly.
Or the essay was not very scholarly.
I took risks I shouldn't.
I am sure many of which, you wouldn't.
But the ones I did not take,
Would have made life a piece of cake.
I wonder if the science of riskology,
Like apialogy or humanology,
Is a subject for an advanced degree
In an alternate universe where the dominant form is the bee?
Ahmet C. Celebiler 09/08/2005
Friday, August 31, 2007
olmamış gezilerden
AND DAĞLARI
And dağlarında yaşarım ara sıra, yıllardır. Nasıl gidilir, dönülür, pek bilmem. Dağ tepelerinde kocaman taşlardan oluşan yıkıntılar bazen eski hallerine dönerler tapınak, tapınak veya piramit, kurban edilen bakirelerin çığlık atamadığı müphem resimlerde.
Eskiler dökülen kanları içmezlermiş, tanrıların, toprağın hakkı olduğu için. Yenilerden ise, direkt dağ uçuşlu uçak yolcuları daha başka düşüncelerde olmuşlar, belki de eskiden eskide yaşayan bir kabile gibi keşfedilene kadar.
Sadece harabe ve bakire değil anılarımı süsleyen. O kadar yükseğe çıktığımda, yükseklik korkumu yenmek için gökyüzüne yatıp tepemdeki dağ, orman ve ırmakları seyrettiğimi de hatırlıyorum.
Ahmet C. Çelebiler
2006
And dağlarında yaşarım ara sıra, yıllardır. Nasıl gidilir, dönülür, pek bilmem. Dağ tepelerinde kocaman taşlardan oluşan yıkıntılar bazen eski hallerine dönerler tapınak, tapınak veya piramit, kurban edilen bakirelerin çığlık atamadığı müphem resimlerde.
Eskiler dökülen kanları içmezlermiş, tanrıların, toprağın hakkı olduğu için. Yenilerden ise, direkt dağ uçuşlu uçak yolcuları daha başka düşüncelerde olmuşlar, belki de eskiden eskide yaşayan bir kabile gibi keşfedilene kadar.
Sadece harabe ve bakire değil anılarımı süsleyen. O kadar yükseğe çıktığımda, yükseklik korkumu yenmek için gökyüzüne yatıp tepemdeki dağ, orman ve ırmakları seyrettiğimi de hatırlıyorum.
Ahmet C. Çelebiler
2006
Tuesday, August 28, 2007
sienna
SIENNA
Eski şehrin dışlarında bir yere park edip, fersahlarla yürüyüp, kendimizi okuduğumuz bir turist kitabının ilk defa bu kadar içinde bulduk. Kuru, kuru, tatsız yazılarda değil, renkli, bol renkli resimlerin içinde.
Taraf tutarmış gibi olmamak için farklı yarışmacıların renkli eşarplarından aldık, galiba şapka ve kaşkoller de. Birkaç fersah da, çamaşırların festival şerefine yerlerini bayrak ve flamalara bıraktığı orta çağ sokaklarında yürüdük; atlarla, şaklabanlarla, amigolarla, davul ve muzikalarla.
‘Eskiden de bu kadar çok insan olur muymuş 16 Ağustoslarda?’ ‘Olursa da, bu küçücük büyük meydana nasıl sığarlarmış?
Bizi en çok düşündüren, flamalar kadar renkli , orta çağlar kadar bunaltıcı, tozlu, bol bol turistli sokaklara bakan loş avlulu, dap daracık evlerde oturan insanların yaşamları oldu.
Gürültü, patırtı bitip de kuru havalarda çamaşırların tekrar bayrakların yerini aldığında, güneş ışıklarının erişebilme çabalarından vazgeçtiği, ve sonra da yağmurlu, yağmurlu sonbahar - kışlarda o mum ışığı ampullerin aydınlatamadığı evlerde ıslak palto kokusu ile başka kim bilir ne kokular karışır, kaç ay boyunca?
Coşku ve heyecanın yerini yorgunluk ve depresyona bıraktığı süreci hatırlamak zor. ‘Muhakkak açlıktan huysuzlaştı çocuklar,’ gibi tipik bencil ve empatisiz mantık yanlışları yaparak fersahları arabaya doğru geri teptik.
Galiba yaşamanın cazip olmadığı, hatta korkutucu geldiği yerleşim yerlerini gezmek etikal gelmiyor Eser ve bendeki bizlere.
Ahmet C. Çelebiler
2006
Eski şehrin dışlarında bir yere park edip, fersahlarla yürüyüp, kendimizi okuduğumuz bir turist kitabının ilk defa bu kadar içinde bulduk. Kuru, kuru, tatsız yazılarda değil, renkli, bol renkli resimlerin içinde.
Taraf tutarmış gibi olmamak için farklı yarışmacıların renkli eşarplarından aldık, galiba şapka ve kaşkoller de. Birkaç fersah da, çamaşırların festival şerefine yerlerini bayrak ve flamalara bıraktığı orta çağ sokaklarında yürüdük; atlarla, şaklabanlarla, amigolarla, davul ve muzikalarla.
‘Eskiden de bu kadar çok insan olur muymuş 16 Ağustoslarda?’ ‘Olursa da, bu küçücük büyük meydana nasıl sığarlarmış?
Bizi en çok düşündüren, flamalar kadar renkli , orta çağlar kadar bunaltıcı, tozlu, bol bol turistli sokaklara bakan loş avlulu, dap daracık evlerde oturan insanların yaşamları oldu.
Gürültü, patırtı bitip de kuru havalarda çamaşırların tekrar bayrakların yerini aldığında, güneş ışıklarının erişebilme çabalarından vazgeçtiği, ve sonra da yağmurlu, yağmurlu sonbahar - kışlarda o mum ışığı ampullerin aydınlatamadığı evlerde ıslak palto kokusu ile başka kim bilir ne kokular karışır, kaç ay boyunca?
Coşku ve heyecanın yerini yorgunluk ve depresyona bıraktığı süreci hatırlamak zor. ‘Muhakkak açlıktan huysuzlaştı çocuklar,’ gibi tipik bencil ve empatisiz mantık yanlışları yaparak fersahları arabaya doğru geri teptik.
Galiba yaşamanın cazip olmadığı, hatta korkutucu geldiği yerleşim yerlerini gezmek etikal gelmiyor Eser ve bendeki bizlere.
Ahmet C. Çelebiler
2006
New Blog 1
The first part of our trip, 17,18,19,20 August, 2007 will be on our blog on Wednesday, Aug. 29: EserAhmetcelebilerBlackseatrip. It will cover Hopa-Batumi-Camili
Subscribe to:
Posts (Atom)